Diyet & Beslenme

SU ve TUZ

Vücudumuzun yarıdan fazlası sudur. 70 kg ağırlığındaki bir insanın yaklaşık 40-45 kilosu sudur. Suyun 2/3 ‘ü hücre içerisinde geri kalan kısmı da hücreler arasında ve kanın sıvı kısmı olarak vücutta bulunmaktadır.

Su dengesi

Su ve diğer sıvı gıdalar yenilen değişik besinlerle, içilen su ve diğer içecekler ile vücuda girer; idrar dışkı, solunum ve terleme ile kaybedilir. Sağlıklı insanlarda alınan ve vücuttan değişik yollarla çıkan sıvılar arasında bir denge vardır. Eğer alınan sıvılar yeterince atılamaz ise (hemodiyaliz hastalarında olduğu gibi) vücutta su birikmeye başlar. Böylece başta ayak ve bacaklarda olmak üzere el, göz kapaklarında şişlikler (ödem) olmaya başlar (Şişliklerin gözle görünür hale gelmesi için en az 3 kg kadar su birikmelidir). Akciğerlerde sıvı birikmesine bağlı nefes darlığı olmaya başlar. Bu durumun en iyi göstergesi de kiloda hızlı bir artıştır. Dolayısı ile böbrek yetersizliği olan hastalarda kilo takibi önemlidir.

Tuz, vücudumuzda ki suyun dengesi (alınmasına, atılmasına ve vücuttaki dağılımına) ve kan basıncının düzenlenmesinde önemli bir role sahiptir. Ayrıca tuz elektriki özelliği ile de değişik organların görev yapmasında hayati öneme sahiptir. Tuz, yediğimiz çeşitli besinlerin içinde mevcuttur. Ayrıca, yemeklere veya içeceklere fazladan tuz eklenmesiyle fazlasıyla tuz vücuda girmektedir. Dünya sağlık örgütü, sağlıklı bir kişinin günde 5 gram tuz tüketmesini öneriyor. Araştırmalara göre ise ülkemizde yaklaşık günde ortalama 18 gram tuz tüketilmektedir.

Vücudumuzdaki su ve tuz dengesini ayarlayan en önemli organ böbreklerimizdir. Sağlıklı böbrekler ağız yoluyla alınan tuz miktarına göre, idrarla atılan tuzu arttırıp azaltarak vücuttaki su ve tuz dengesini ayarlarlar.

Sağlıklı insanlarda vücutta su ve tuz bir denge içerisindedir. Vücudumuzdaki tuz miktarının çok artması, susama duyusunu arttırarak su alımını arttırır. Sonuçta da yukarda bahsedilen su fazlalığı belirtilerine yol açar.   Bu nedenle böbrek hastalarında ve yüksek tansiyonlu hastalarda alınan tuz miktarının azaltılması gerekir. Tuz perhizinde fazla miktarda tuz içeren besinlerden (turşu, peynir, zeytin, konserve) kaçınılır. Tussuz ekmek yenilir.

IMG_0132POTASYUM VE DİĞER MİNERALLER

Potasyum, vücudumuzda bulunan özel bir tuzdur. Kaslarımızın ve kal kasımızın kasılmasında çok önemli bir rol oynar. Organlarımızın görevlerini tam olarak yerine getirebilmesi için kandaki potasyumun belirli bir düzeyde bulunması gerekmektedir. Potasyum düzeyinin hem düşmesi hem de yükselmesi tehlikelidir.

Potasyum vücuda çeşitli besinlerle (özellikle de sebze ve meyvelerle) girer. Vücudun ihtiyaç duyduğundan fazla potasyum böbrekler yoluyla atılmaktadır. Böbrek yetersizliği olan hastalarda potasyum böbrekten atılamadığı için kandaki düzeyi yükselir. Kanda potasyumun yükselmesi halsizlik, iştahsızlık, kas güçsüzlüğü hatta kaslarda felce neden olabilir. Daha da önemlisi potasyumun kanda çok yükselmesi kalpte ritim bozukluğuna, aniden durmalara neden olabilir. Bu nedenle böbrek hastalarının besinlerdeki potasyum düzeylerini bilmesi ve potasyum düzeyi yüksek olan besinleri tüketmemesi gerekir.

Aşağıda değişik besinlerdeki potasyum miktarı hakkında bilgi verilmiştir.

Kalsiyum, kemiklerimizin yapısında yer alan ve kaslarımızın kasılmasını sağlayan önemli bir mineraldir.

Fosfor, kalsiyum ile birlikte kemiklerin dayanıklı olmasını sağlar.

Fosfor vücutta kemiklerde bolca bulunan, bunun yanı sıra metabolik olaylara aracılık eden, bu olaylar için enerji verici maddelerin yapıtaşı olarak da işlev gören önemli bir elementtir. Vücuttaki fazlalık kısmı böbrekler yoluyla uzaklaştırılır. Ancak böbrek fonksiyonlarının bozulması ile birlikte vücutta düzeyi gittikçe artmaya başlar.

Kanda fosfor yüksekliği kemik zayıflığı, kemik kırıkları, kas güçsüzlüğü, eklem ağrıları ve kaşıntı gibi problemlere neden olur.

Serum fosfor düzeylerindeki yüksekliklerin en önemli sonuçlarından biri de fosforun kalsiyum ile birlikte, başta damar duvarları olmak üzere, tüm organlarda birikerek bu bölgelerde kireçlenmelere neden olmasıdır. Özellikle damar duvarlarındaki kireçlenmeler bir yandan o damarın beslediği organların beslenme bozukluğuna neden olurken diğer yandan kalbin önünde direnç artışına neden olarak kalbin iş yükünün artmasına ve kalp büyümesine sebep olur. Kireçlenmeler kalp damarlarında olduğunda ise hastada kalp krizi riski belirgin ölçüde artar.

Fosfor; Proteinden zengin gıda fosfordan zengin gıdalardır. Bu nedenle dikkatli proteinden zengin diyet verildiğinde buna dikkat edilmelidir. Serum fosfor düzeyi 5,5 üzerinde olmamalıdır. Gerekirse fosfor bağlayıcı ilaçlar verilmelidir.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın